<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>depresyon &#8211; Ege&#039;de izmir Haber, Ege Haber, izmir Haberleri, Ege Haberleri, Son Dakika izmir, Torbalı Haberleri, Buca, Bornova, Karşıyaka</title>
	<atom:link href="https://www.egedeizmir.com/tag/depresyon/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.egedeizmir.com</link>
	<description>izmir haber, ege haber, Son Dakika izmir Haberleri, Karşıyaka haberleri, Buca haberleri, Konak haberleri, Bornova haberleri, Torbalı haberleri</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Apr 2026 10:47:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Ege Üniversitesi uzmanlarından otizmde &#8220;nöroçeşitlilik ve erken tanı&#8221; vurgusu</title>
		<link>https://www.egedeizmir.com/ege-universitesi-uzmanlarindan-otizmde-norocesitlilik-ve-erken-tani-vurgusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhlas Haber Ajansı (İHA)]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 10:44:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[Aşılar]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel gerçekler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk ve ergen psikiyatrisi]]></category>
		<category><![CDATA[DEHB]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[dil gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[duyusal hassasiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Ege Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim programları]]></category>
		<category><![CDATA[ekran maruziyeti]]></category>
		<category><![CDATA[erken tanı]]></category>
		<category><![CDATA[gelişimsel süreç]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaştırma eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[nöroçeşitlilik]]></category>
		<category><![CDATA[nörogelişimsel farklılık]]></category>
		<category><![CDATA[OSB]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[otizm spektrum bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[özel yetenekler]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal beceriler]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tıp fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam kalitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkin otizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.egedeizmir.com/?p=185850</guid>

					<description><![CDATA[Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeleri, otizmin yalnızca çocukluk çağına özgü bir durum olmadığını belirterek, erken tanının hayati önemi, yetişkinlikte teşhis süreçleri ve toplumda doğru bilinen bilim dışı yanlışlara dair önemli açıklamalarda bulundu. Ege Üniversitesi uzmanlarından otizmde &#8220;nöroçeşitlilik ve erken tanı&#8221; vurgusu Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesinin farklı anabilim dallarında görev yapan uzman akademisyenler, Otizm [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeleri, otizmin yalnızca çocukluk çağına özgü bir durum olmadığını belirterek, erken tanının hayati önemi, yetişkinlikte teşhis süreçleri ve toplumda doğru bilinen bilim dışı yanlışlara dair önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<h2>Ege Üniversitesi uzmanlarından otizmde &#8220;nöroçeşitlilik ve erken tanı&#8221; vurgusu</h2>
<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesinin farklı anabilim dallarında görev yapan uzman akademisyenler, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) ile ilgili toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla kapsamlı bir bilgilendirme çalışmasına imza attı. Uzmanlar, otizmin nörogelişimsel bir farklılık olduğunu vurgulayarak, bireylerin çocukluktan yetişkinliğe uzanan süreçte yaşadıkları zorluklar ve sahip oldukları potansiyeller üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu.<br />
EÜ Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şebnem Pırıldar, otizmin sıklıkla çocuklukta tanınmasına rağmen erişkin yaşlarda da teşhis edilebildiğine dikkat çekti. Belirtilerin çocukluktan itibaren mevcut olduğunu ancak bazen maskelendiğini ifade eden Prof. Dr. Pırıldar, &#8220;Belirtiler daha hafif veya silik olabilir. Kişinin sosyal becerileri gelişmişse bu belirtileri kamufle edebilir. Ayrıca anksiyete, depresyon veya DEHB gibi eşlik eden diğer psikiyatrik rahatsızlıklar ön plandaysa, otizmin özgün belirtileri gözden kaçabilir. Kadınların sosyal becerilerinin daha güçlü olması ve duyusal hassasiyetleri maskeleme yeteneklerinin gelişmiş olması, tanının atlanmasına yol açabilmektedir. Tanı süreci klinik görüşmelere ve kapsamlı gelişim öyküsüne dayanıyor. Tanının erken konulması; beceri eğitimlerinin planlanması, tetikleyici faktörlerin belirlenmesi ve eşlik eden rahatsızlıkların tedavisi açısından hayati önemdedir. Tanının ertelenmesi, özellikle ergenlik ve gençlik döneminde bireyin özgüvenini ve kimlik gelişimini olumsuz etkileyerek sosyal ilişkilerini bozabilir. Bu noktada ‘nöroçeşitlilik’ kavramını vurgulamak ve farklılıkların birer zenginlik olduğunu kabul etmek, damgalamanın önüne geçmekte yararlı olacaktır&#8221; dedi.</p>
<p><strong>&#8220;Ekran maruziyeti otizmin nedeni değil, bir tercihtir&#8221;</strong><br />
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sezen Köse, dil gelişim geriliğinin her zaman otizm anlamına gelmediğini ancak mutlaka uzman bir değerlendirme gerektirdiğini vurguladı. Ailelerin en çok merak ettiği ekran kullanımı konusuna açıklık getiren Prof. Dr. Köse, &#8220;Otizm spektrumundaki çocukların bilgi ve uyaran işleme sistemleri farklı çalışır. Bu çocuklar sosyal uyaranlar yerine, daha tekdüze ve sosyal mesaj içermeyen ekran gibi uyaranlara yönelme eğilimi gösterirler. Yani ekran maruziyeti otizmin nedeni değil, otizmli çocukların bir tercihi ve yönelimidir. Tedavi sürecinde sosyal temasın ve göz temasının artırılması, ekran maruziyetinin ise azaltılması önerilir. Özetle; uyaran eksikliğinin otizme yol açtığı görüşü bilimsel olarak kabul görmemektedir; asıl süreç, otizm spektrumundan etkilenen bireyin sosyal olmayan uyaranları tercih etmesidir. Ayrıca, ayrıştırmak yerine kaynaştırma eğitimine odaklanmak bireyin yetişkinlikteki yaşam kalitesini artırıyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>&#8220;Aşılar ve otizm arasında hiçbir bağlantı yok&#8221;</strong><br />
Erken tanının tedavi başarısındaki kritik rolüne değinen Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burcu Özbaran ise &#8220;Otizmde erken tanı ve müdahale, tedavi sonuçlarının başarısı açısından hayati önemdedir. Ailelerin veya bakım verenlerin, çocuğun gelişimiyle ilgili en ufak bir şüphe veya tereddüt duymaları halinde vakit kaybetmeden bir çocuk psikiyatristine başvurmaları gerekir. Amacımız sadece tanı koymak değil, gelişimsel duraksamaları erkenden saptayarak müdahale etmektir. Risk grubundaki çocukları erken dönemde teşhis ettiğimizde, ileride bir tanı almalarına gerek kalmadan normal gelişim süreçlerini tamamlamalarına yardımcı olabiliyoruz. Bu açıdan erken tanı, şüphelenme ve farkındalık çok değerlidir. Otizm, her bireyin farklı özellikler sergilediği çok geniş bir yelpazedir. Nörogelişimsel bir bozukluk olan otizmde, beyindeki hücre bağlantıları normal gelişimden farklılık gösterir; bazı alanlarda bağlantılar çok yoğunken, bazılarında daha gevşektir. Bu durum, bazı bireylerde duyusal hassasiyetlere veya yoğun ilgi alanlarına bağlı olarak özel yeteneklerin gelişmesine zemin hazırlayabilir. Ancak her otizmli bireyin mutlaka özel bir yeteneği olacağı düşünülmemelidir. Önemli olan, çocuğun var olan yeteneklerini ve ilgi alanlarını işlevsel bir şekilde yönlendirebilmektir. Şunu çok net ifade etmeliyim ki; aşılar ile otizm arasında hiçbir bağlantı yoktur. Türkiye, aşılama konusunda köklü ve başarılı bir sağlık sistemine sahiptir. Aşılar otizme yol açmadığı gibi, aşılamanın ihmal edilmesi çocuklarda çok daha ciddi hastalıklara neden olabilir. Bilimsel gerçek şudur: Aşılar ve otizm arasında hiçbir ilişki bulunmamaktadır&#8221; dedi.</p>
<p><strong>&#8220;İş hayatında ve sosyal ilişkilerde başarı mümkün&#8221;</strong><br />
EÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Cenan Hepdurgun, &#8220;Otizmli bireyler doğru yönlendirme ile toplumda çok başarılı roller üstlenebilirler. Otizmin erişkinlikte başlamıyor ancak bu dönemde fark edilebiliyor. Otizmli bireyler güçlü ve zayıf yönlerini tanıdıklarında; arkadaşlık, iş ve aile hayatında mutlu bağlar kurabilirler. Özellikle kısıtlı ilgi alanları, bazı meslek dallarında büyük bir avantaja dönüşebilir. Bilgisayar sektörü, bilim ve sanat alanında dünyaya yön veren pek çok ismin otizm spektrum özelliklerine sahip olduğu bilinmektedir. Kişi, kendine uygun mesleği bulduğunda, dünyanın gidişatını değiştirecek düzeyde büyük başarılara imza atabilir&#8221; diye konuştu.<br />
Ege Üniversitesi uzmanları, çocukluktan itibaren takip edilen ve erişkinlikte yeni tanı alan bireyler için sosyal beceri ve eğitim programları geliştirmeye, klinik uygulama ve bilimsel araştırmalarla yaşam kalitesini artırmaya devam ettiklerini belirterek açıklamalarını sonlandırdı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyon, obezite riskini artırıyor</title>
		<link>https://www.egedeizmir.com/depresyon-obezite-riskini-artiriyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhlas Haber Ajansı (İHA)]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 09:40:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[obezite riskini artırıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.egedeizmir.com/?p=184853</guid>

					<description><![CDATA[Psikiyatrik bozukluklar ile obezite arasında karşılıklı bir etkileşim bulunduğunu aktaran Medicana Sağlık Grubu Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Burçin Deniz, özellikle depresyonu olan bireylerde obezite riskinin yüzde 58 daha fazla olduğunu belirtti. Depresyon, obezite riskini artırıyor Gelinen noktada kişinin kendini obezite ve depresyon sarmalı içinde bulabileceğini aktaran Klinik Psikolog Burçin Deniz, &#8220;Psikiyatrik bozukluklar ile obezite arasında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Psikiyatrik bozukluklar ile obezite arasında karşılıklı bir etkileşim bulunduğunu aktaran Medicana Sağlık Grubu Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Burçin Deniz, özellikle depresyonu olan bireylerde obezite riskinin yüzde 58 daha fazla olduğunu belirtti.</p>
<h2>Depresyon, obezite riskini artırıyor</h2>
<p>Gelinen noktada kişinin kendini obezite ve depresyon sarmalı içinde bulabileceğini aktaran Klinik Psikolog Burçin Deniz, &#8220;Psikiyatrik bozukluklar ile obezite arasında karşılıklı bir etkileşim bulunmaktadır. Mevcut bir psikiyatrik rahatsızlık obezite gelişme riskini artırabilirken, obezite de bireyde psikiyatrik bir bozukluğun ortaya çıkması açısından risk faktörü oluşturabilir. Obezite ile en sık ilişkilendirilen psikiyatrik rahatsızlıklar arasında depresyon ve yeme bozuklukları yer almaktadır&#8221; mesajını verdi.<br />
Obezite yalnızca fazla kilodan ibaret değil; çoğu zaman ruh sağlığıyla iç içe ilerleyen karmaşık bir süreç olarak karşımıza çıkıyor. Araştırmalar, depresyon ile obezite arasında çift yönlü ve güçlü bir ilişki bulunduğunu ortaya koyuyor. Medicana International İzmir Hastanesi Psikoloji Uzmanı Klinik Psikolog Burçin Deniz, depresyon tanısı bulunan bireylerde obezite gelişme riskinin yüzde 58 oranında arttığına dikkat çekerek, bireylerin kendilerini zamanla ‘obezite-depresyon sarmalı’ içinde bulabildiğini vurguluyor. Klinik Psikolog Burçin Deniz, &#8220;Psikiyatrik bozukluklar ile obezite arasında karşılıklı bir etkileşim bulunmaktadır. Mevcut bir psikiyatrik rahatsızlık obezite gelişme riskini artırabilirken, obezite de bireyde psikiyatrik bir bozukluğun ortaya çıkması açısından risk faktörü oluşturabilir. Obezite ile en sık ilişkilendirilen psikiyatrik rahatsızlıklar arasında depresyon ve yeme bozuklukları yer almaktadır&#8221; dedi.</p>
<p>Depresyon obeziteyi, obezite depresyonu tetikliyor<br />
Obez bireylerde depresyon gelişme olasılığının; demografik özellikler ve eşlik eden sağlık sorunları gibi değişkenlerden bağımsız olarak toplum geneline kıyasla daha yüksek olabileceğini aktaran Klinik Psikolog Burçin Deniz, &#8220;Bu kapsamda yaş ve cinsiyet farklılıkları, medeni durum, kronik hastalık varlığı, sosyal destek düzeyi ve ekonomik şartlar gibi etmenler kontrol edildiğinde dahi risk artışının sürdüğü belirtilmektedir&#8221; sözlerini kaydetti. Yapılan çalışmalarda obez kişilerde depresyon riskinde yüzde 55 oranında artış gözlemlendiğini benzer şekilde de depresyon tanısı alan kişilerde de obezite gelişme riskinin yüzde 58 oranında arttığını kaydeden Klinik Psikolog Burçin Deniz, &#8220;Depresyonun bazı temel belirtileri obezite açısından risk oluşturabilmektedir. Depresyonun karakteristik özelliklerinden biri olan isteksizlik ve motivasyon kaybı, bireyin günlük fiziksel aktivitelerinde azalmaya yol açarak kilo artışına zemin hazırlayabilir. Bunun yanı sıra depresyon sürecinde iştah artışı görülebilmekte ve bu durum kalori alımının artmasına neden olabilmektedir. Depresyon, obez bireylerin kilo verme tedavi programlarına uyumunu olumsuz yönde etkileyebilmektedir&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Toplumsal baskıdan kısır döngüye<br />
Yeme bozuklukları içinde özellikle tıkınırcasına yeme bozukluğu, obezite gelişimi açısından önemli bir risk faktörü olarak öne çıktığını aktaran Klinik Psikolog Burçin Deniz, &#8220;Araştırmalar, toplumsal zayıflık idealine yönelik baskıların ironik biçimde aşırı yeme davranışını tetikleyebildiğini gösteriyor. Diyetle başlayan süreç, irade ve özdenetimin zayıfladığı durumlarda kontrolsüz yeme ataklarına dönüşebiliyor. Depresyon, düşük benlik saygısı ve akran desteğinin yetersizliği de bu tabloyu ağırlaştıran etkenler arasında yer alıyor. Özellikle çocuk ve ergenlerde dışlanma, olumsuz duyguları artırarak tıkınırcasına yeme davranışını pekiştirebiliyor. Böylece kilo artışı, depresif belirtiler ve sosyal geri çekilme birbirini besleyen bir kısır döngüye dönüşebiliyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Stres karşısında beyin sağlıksız besleniyor<br />
Stresli ve duygusal olarak zorlayıcı dönemlerde birçok kişinin yüksek yağ ve karbonhidrat içeren besinlere yönelebildiğini dile getiren Klinik Psikolog Burçin Deniz, &#8220;Stresli ya da üzgün olunan dönemlerde bazı bireylerin yeme davranışında artış gözlenebilmektedir. Bu durum çoğu zaman özellikle yağ ve karbonhidrat içeriği yüksek besinlere yönelim şeklinde ortaya çıkmaktadır. Yoğun stres altında çalışan bireylerin, daha az stres yaşayanlara kıyasla sağlıklı besinleri daha az tercih ettikleri ve yağ oranı yüksek yiyecekleri daha sık tükettikleri bildirilmektedir. Kaygı, öfke, sıkıntı ve depresif duygular aşırı yeme davranışını tetikleyebiliyor. Yeme eylemi kısa süreli bir rahatlama sağladığı için bu davranış pekişiyor ve sürdürülebilir hale geliyor. Bu nedenle obezite tedavisinde yalnızca diyet ve egzersiz değil, psikolojik destek de kritik önem taşıyor. Özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi, kilo alımına neden olan düşünce ve davranış kalıplarını yeniden yapılandırarak kalıcı kilo kontrolüne katkı sağlıyor&#8221; mesajını verdi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Depresyon yaşlılıkta yaşam süresini etkileyebilir’</title>
		<link>https://www.egedeizmir.com/depresyon/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ege'de İzmir Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Aug 2022 15:32:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.egedeizmir.com/?p=108839</guid>

					<description><![CDATA[Depresyonun yaşlılıkta yaşam kalitesini hatta yaşam süresini etkileyen bir rahatsızlık olduğunu belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Burçin Nuri Akal, “Ne yazık ki bazen depresyon belirtilerini normal yaşlılık süreci gibi algılayıp kabullenici olabiliyoruz. ‘Depresyon yaşlılıkta yaşam süresini etkileyebilir’ Oysaki depresyon normal geçici duygusal bir süreç değil, tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır” dedi. ‘Depresyon yaşlılıkta yaşam süresini etkileyebilir’ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Depresyonun yaşlılıkta yaşam kalitesini hatta yaşam süresini etkileyen bir rahatsızlık olduğunu belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Burçin Nuri Akal, “Ne yazık ki bazen depresyon belirtilerini normal yaşlılık süreci gibi algılayıp kabullenici olabiliyoruz.</p>
<h2>‘Depresyon yaşlılıkta yaşam süresini etkileyebilir’</h2>
<p>Oysaki depresyon normal geçici duygusal bir süreç değil, tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır” dedi.</p>
<p><strong>‘Depresyon yaşlılıkta yaşam süresini etkileyebilir’</strong><br />
VM Medical Park Samsun Hastanesi Psikiyatri Kliniği’nden Uzm. Dr. Burçin Nuri Akal, yaşlılık ve depresyon hakkında bilgilendirmelerde bulundu.</p>
<p>Yaşlılık döneminde görülen depresyona değinen Uzm. Dr. Burçin Nuri Akal, “Sevilme, onaylanma, desteklenme, aidiyet ihtiyacımızı modern hayatın kolaylıkları maalesef karşılayamıyor.</p>
<p>Bu tür duygulara en çok ihtiyaç duyulan, en hassas dönemlerden birisi de yaşlılık dönemidir.</p>
<p>Bu ihtiyaçlara organik rahatsızlıkların, yeti yitimlerinin, yakınların kaybının, sosyal desteğin azalmasının, ekonomik sorunların eklenmesi yaşlıları depresyona daha yatkın hale getiriyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Uyku ve iştah değişikleri depresyon habercisi olabilir</strong></p>
<p>Yaşlılığa özgü sanılan belirtilerin depresyonun habercisi olabileceğini söyleyen Dr. Akal, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>“Depresyon, yaşlılıkta yaşam kalitesini hatta yaşam süresini etkileyen bir rahatsızlıktır. Ne yazık ki bazen depresyon belirtilerini normal yaşlılık süreci gibi algılayıp kabullenici olabiliyoruz.</p>
<p>Oysa depresyon normal geçici duygusal bir süreç değil, tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Depresyon karşımıza uzun süreli ümitsizlik, değersizlik, çaresizlik, suçluluk duyguları, daha önce zevk aldığı aktivitelerden zevk alamama, uyku ve iştah değişiklikleri, ölüm ve intihar düşünceleri gibi genel depresyon belirtileri şeklinde çıkabilir.</p>
<p>Yaşlılarda çoğunlukla uykusuzluk, unutkanlık, dikkat ve ilgi kaybı, bedensel şikayetler ve bunlarla aşırı meşgul olma, huzursuzluk, ajitasyon şeklinde gözlenebilir.</p>
<p>Kendimi iyi hissetmiyorum, halim yok gibi cümlelerle kendilerini günlük yaşamdan ve sosyal hayattan geri çekebilirler. Beslenmesini ve kullanması gerekli ilaçları ihmal etmeye başlar ya da aşırı sebepsiz fiziksel yakınmalar, uykusuzluk, ağrı gibi bedensel şikâyetlerle sık sık hastanelere giderler.”</p>
<p><strong>Psikoterapi tek başına yeterli olmayabilir</strong></p>
<p>Yaşlı depresyon hastalarının da genç hastalar kadar depresyon tedavisinden fayda gördüklerine dikkat çeken Uzm. Dr. Burçin Nuri Akal, “Tedavide hastanın durumuna göre psikoterapi tek başına yeterli olabildiği gibi antidepresan ilaçlarla beraber de planlanabilir.</p>
<p>Yaşlılarda rahatlıkla kullanabileceğimiz diğer rahatsızlıkları için kullandığı ilaçlarla etkileşmeyecek antidepresanlar, psikiyatrist gözetiminde planlanarak tedavisi düzenlenir.</p>
<p>Antidepresan ilaçların etkileri 2-3 hafta sonrasında başlar. Genellikle 6 ay ile 1 yıl gibi bir süre kullanmak gerekir.</p>
<p>Psikotik özellikler gösteren ya da dirençli durumlarda EKT tedavi yöntemlerinden biridir” diyerek sözlerini noktaladı. İHA</p>
<p>Ege&#8217;de <a href="http://www.egedeizmir.com">İzmir Haber</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müzikli Terapi İle Otizmli Bireylere Umut</title>
		<link>https://www.egedeizmir.com/bireylere-umut/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[toraman]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 May 2019 10:04:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ÜNİVERSİTELER]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[Müzikli Terapi İle Otizmli Bireylere Umut]]></category>
		<category><![CDATA[onkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[uyku bozuklukları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.egedeizmir.com/?p=34937</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde onkoloji, Alzheimer, Parkinson, depresyon, uyku bozuklukları gibi hastalıklarda tamamlayıcı tedavi yöntemi olarak kullanılan &#8216;müzik terapi&#8217;, özel eğitim gerektiren bireylerin gelişimine de büyük katkılar sağlıyor. Müzikli Terapi İle Otizmli Bireylere Umut Yaşar Üniversitesi&#8217;nde düzenlenen seminerde konuşan Müzik Terapisti Burak Sağırkaya, otizm, öğrenme güçlüğü gibi rahatsızlıklarla mücadele eden çocuklar için umut veren yöntem hakkında bilgiler verdi. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde onkoloji, Alzheimer, Parkinson, depresyon, uyku bozuklukları gibi hastalıklarda tamamlayıcı tedavi yöntemi olarak kullanılan &#8216;müzik terapi&#8217;, özel eğitim gerektiren bireylerin gelişimine de büyük katkılar sağlıyor.</p>
<h2>Müzikli Terapi İle Otizmli Bireylere Umut</h2>
<p>Yaşar Üniversitesi&#8217;nde düzenlenen seminerde konuşan Müzik Terapisti Burak Sağırkaya, otizm, öğrenme güçlüğü gibi rahatsızlıklarla mücadele eden çocuklar için umut veren yöntem hakkında bilgiler verdi.</p>
<p>Yaşar Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (YÜSEM) ve <a href="https://www.egedeizmir.com/">Yaşar Üniversitesi</a> Müzik Bölümü tarafından düzenlenen &#8216;Müzik Terapi ile Tanışma&#8217; seminerini gerçekleştiren Burak Sağırkaya, müziğin kalp atışını ve metabolizmayı düzenleme, sakinliği sağlama, hafızayı geliştirme gibi insan sağlığı üzerindeki olumlu etkilerine değindi.</p>
<p>Türkiye&#8217;de ilk Nordoff Robbins Müzik Terapi Uygulama Belgesine sahip müzik terapist olarak çalışmalarını, pedagojik müzik terapi ve özel eğitimde müzik terapi alanlarında devam ettiren <a href="https://www.egedeizmir.com/">Burak Sağırkaya</a>, &#8220;Müzik terapi, bir alternatif tedavi yöntemi değil, geleneksel tıbba uygun, kendine has kuralları olan, bilimsel bir tamamlayıcı tedavi yöntemidir.</p>
<p>Müzikle tedavi sadece müziğin kullanıldığı tedavi değil, müziğin de içinde bulunduğu tedavi demektir. Ancak şunu unutmamak gerekir ki müzik tek başına hiçbir hastalık etkenini ortadan kaldıramaz.</p>
<p>Ayrıca müzik terapi klinik bir ortamda mutlaka bir hekim sorumluluğunda gerçekleşmelidir. Uygulamayı müzik terapist yapsa da tedavinin gidişatını hekim yönlendirir&#8221; bilgisini verdi.</p>
<p>Polonya&#8217;da bulunan Specjalny Osrodek Szkolno &#8211; Wychowawczy isimli kurumda ve Avrupa Birliği bursu ile yine Polonya&#8217;da bulunan Grundtving&#8217;te asistanlık görevlerini de gerçekleştiren Burak Sağırkaya, müzik terapinin özel eğitim gerektiren çocuklardaki etki alanlarına değindi. Sağırkaya, &#8220;Müzik terapiden faydalanan özel eğitim gerektiren çocuklarda ortaya çıkan sonuçlar oldukça sevindirici.</p>
<p>Müzik terapiden yararlanan bu çocukların konuşma, dil ve iletişim becerilerinin arttığı, kaygı düzeylerinin azaldığı, taklit becerilerinin geliştiği, duygusal ve davranışsal bozukluklarının azaldığı bilimsel olarak gözlemlenmiştir&#8221; dedi. (İHA)</p>
<p>Ege&#8217;de <a href="https://www.egedeizmir.com/">İzmir Haber</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
