<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>anksiyete &#8211; Ege&#039;de izmir Haber, Ege Haber, izmir Haberleri, Ege Haberleri, Son Dakika izmir, Torbalı Haberleri, Buca, Bornova, Karşıyaka</title>
	<atom:link href="https://www.egedeizmir.com/tag/anksiyete/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.egedeizmir.com</link>
	<description>izmir haber, ege haber, Son Dakika izmir Haberleri, Karşıyaka haberleri, Buca haberleri, Konak haberleri, Bornova haberleri, Torbalı haberleri</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Apr 2026 10:47:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Ege Üniversitesi uzmanlarından otizmde &#8220;nöroçeşitlilik ve erken tanı&#8221; vurgusu</title>
		<link>https://www.egedeizmir.com/ege-universitesi-uzmanlarindan-otizmde-norocesitlilik-ve-erken-tani-vurgusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhlas Haber Ajansı (İHA)]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 10:44:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[Aşılar]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel gerçekler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk ve ergen psikiyatrisi]]></category>
		<category><![CDATA[DEHB]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[dil gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[duyusal hassasiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Ege Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim programları]]></category>
		<category><![CDATA[ekran maruziyeti]]></category>
		<category><![CDATA[erken tanı]]></category>
		<category><![CDATA[gelişimsel süreç]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaştırma eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[nöroçeşitlilik]]></category>
		<category><![CDATA[nörogelişimsel farklılık]]></category>
		<category><![CDATA[OSB]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[otizm spektrum bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[özel yetenekler]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal beceriler]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tıp fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam kalitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkin otizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.egedeizmir.com/?p=185850</guid>

					<description><![CDATA[Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeleri, otizmin yalnızca çocukluk çağına özgü bir durum olmadığını belirterek, erken tanının hayati önemi, yetişkinlikte teşhis süreçleri ve toplumda doğru bilinen bilim dışı yanlışlara dair önemli açıklamalarda bulundu. Ege Üniversitesi uzmanlarından otizmde &#8220;nöroçeşitlilik ve erken tanı&#8221; vurgusu Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesinin farklı anabilim dallarında görev yapan uzman akademisyenler, Otizm [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeleri, otizmin yalnızca çocukluk çağına özgü bir durum olmadığını belirterek, erken tanının hayati önemi, yetişkinlikte teşhis süreçleri ve toplumda doğru bilinen bilim dışı yanlışlara dair önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<h2>Ege Üniversitesi uzmanlarından otizmde &#8220;nöroçeşitlilik ve erken tanı&#8221; vurgusu</h2>
<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesinin farklı anabilim dallarında görev yapan uzman akademisyenler, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) ile ilgili toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla kapsamlı bir bilgilendirme çalışmasına imza attı. Uzmanlar, otizmin nörogelişimsel bir farklılık olduğunu vurgulayarak, bireylerin çocukluktan yetişkinliğe uzanan süreçte yaşadıkları zorluklar ve sahip oldukları potansiyeller üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu.<br />
EÜ Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şebnem Pırıldar, otizmin sıklıkla çocuklukta tanınmasına rağmen erişkin yaşlarda da teşhis edilebildiğine dikkat çekti. Belirtilerin çocukluktan itibaren mevcut olduğunu ancak bazen maskelendiğini ifade eden Prof. Dr. Pırıldar, &#8220;Belirtiler daha hafif veya silik olabilir. Kişinin sosyal becerileri gelişmişse bu belirtileri kamufle edebilir. Ayrıca anksiyete, depresyon veya DEHB gibi eşlik eden diğer psikiyatrik rahatsızlıklar ön plandaysa, otizmin özgün belirtileri gözden kaçabilir. Kadınların sosyal becerilerinin daha güçlü olması ve duyusal hassasiyetleri maskeleme yeteneklerinin gelişmiş olması, tanının atlanmasına yol açabilmektedir. Tanı süreci klinik görüşmelere ve kapsamlı gelişim öyküsüne dayanıyor. Tanının erken konulması; beceri eğitimlerinin planlanması, tetikleyici faktörlerin belirlenmesi ve eşlik eden rahatsızlıkların tedavisi açısından hayati önemdedir. Tanının ertelenmesi, özellikle ergenlik ve gençlik döneminde bireyin özgüvenini ve kimlik gelişimini olumsuz etkileyerek sosyal ilişkilerini bozabilir. Bu noktada ‘nöroçeşitlilik’ kavramını vurgulamak ve farklılıkların birer zenginlik olduğunu kabul etmek, damgalamanın önüne geçmekte yararlı olacaktır&#8221; dedi.</p>
<p><strong>&#8220;Ekran maruziyeti otizmin nedeni değil, bir tercihtir&#8221;</strong><br />
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sezen Köse, dil gelişim geriliğinin her zaman otizm anlamına gelmediğini ancak mutlaka uzman bir değerlendirme gerektirdiğini vurguladı. Ailelerin en çok merak ettiği ekran kullanımı konusuna açıklık getiren Prof. Dr. Köse, &#8220;Otizm spektrumundaki çocukların bilgi ve uyaran işleme sistemleri farklı çalışır. Bu çocuklar sosyal uyaranlar yerine, daha tekdüze ve sosyal mesaj içermeyen ekran gibi uyaranlara yönelme eğilimi gösterirler. Yani ekran maruziyeti otizmin nedeni değil, otizmli çocukların bir tercihi ve yönelimidir. Tedavi sürecinde sosyal temasın ve göz temasının artırılması, ekran maruziyetinin ise azaltılması önerilir. Özetle; uyaran eksikliğinin otizme yol açtığı görüşü bilimsel olarak kabul görmemektedir; asıl süreç, otizm spektrumundan etkilenen bireyin sosyal olmayan uyaranları tercih etmesidir. Ayrıca, ayrıştırmak yerine kaynaştırma eğitimine odaklanmak bireyin yetişkinlikteki yaşam kalitesini artırıyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>&#8220;Aşılar ve otizm arasında hiçbir bağlantı yok&#8221;</strong><br />
Erken tanının tedavi başarısındaki kritik rolüne değinen Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burcu Özbaran ise &#8220;Otizmde erken tanı ve müdahale, tedavi sonuçlarının başarısı açısından hayati önemdedir. Ailelerin veya bakım verenlerin, çocuğun gelişimiyle ilgili en ufak bir şüphe veya tereddüt duymaları halinde vakit kaybetmeden bir çocuk psikiyatristine başvurmaları gerekir. Amacımız sadece tanı koymak değil, gelişimsel duraksamaları erkenden saptayarak müdahale etmektir. Risk grubundaki çocukları erken dönemde teşhis ettiğimizde, ileride bir tanı almalarına gerek kalmadan normal gelişim süreçlerini tamamlamalarına yardımcı olabiliyoruz. Bu açıdan erken tanı, şüphelenme ve farkındalık çok değerlidir. Otizm, her bireyin farklı özellikler sergilediği çok geniş bir yelpazedir. Nörogelişimsel bir bozukluk olan otizmde, beyindeki hücre bağlantıları normal gelişimden farklılık gösterir; bazı alanlarda bağlantılar çok yoğunken, bazılarında daha gevşektir. Bu durum, bazı bireylerde duyusal hassasiyetlere veya yoğun ilgi alanlarına bağlı olarak özel yeteneklerin gelişmesine zemin hazırlayabilir. Ancak her otizmli bireyin mutlaka özel bir yeteneği olacağı düşünülmemelidir. Önemli olan, çocuğun var olan yeteneklerini ve ilgi alanlarını işlevsel bir şekilde yönlendirebilmektir. Şunu çok net ifade etmeliyim ki; aşılar ile otizm arasında hiçbir bağlantı yoktur. Türkiye, aşılama konusunda köklü ve başarılı bir sağlık sistemine sahiptir. Aşılar otizme yol açmadığı gibi, aşılamanın ihmal edilmesi çocuklarda çok daha ciddi hastalıklara neden olabilir. Bilimsel gerçek şudur: Aşılar ve otizm arasında hiçbir ilişki bulunmamaktadır&#8221; dedi.</p>
<p><strong>&#8220;İş hayatında ve sosyal ilişkilerde başarı mümkün&#8221;</strong><br />
EÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Cenan Hepdurgun, &#8220;Otizmli bireyler doğru yönlendirme ile toplumda çok başarılı roller üstlenebilirler. Otizmin erişkinlikte başlamıyor ancak bu dönemde fark edilebiliyor. Otizmli bireyler güçlü ve zayıf yönlerini tanıdıklarında; arkadaşlık, iş ve aile hayatında mutlu bağlar kurabilirler. Özellikle kısıtlı ilgi alanları, bazı meslek dallarında büyük bir avantaja dönüşebilir. Bilgisayar sektörü, bilim ve sanat alanında dünyaya yön veren pek çok ismin otizm spektrum özelliklerine sahip olduğu bilinmektedir. Kişi, kendine uygun mesleği bulduğunda, dünyanın gidişatını değiştirecek düzeyde büyük başarılara imza atabilir&#8221; diye konuştu.<br />
Ege Üniversitesi uzmanları, çocukluktan itibaren takip edilen ve erişkinlikte yeni tanı alan bireyler için sosyal beceri ve eğitim programları geliştirmeye, klinik uygulama ve bilimsel araştırmalarla yaşam kalitesini artırmaya devam ettiklerini belirterek açıklamalarını sonlandırdı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınav Anksiyetesine Yenik Düşmeyin</title>
		<link>https://www.egedeizmir.com/sinav-anksiyetesine/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[toraman]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 10:02:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>
		<category><![CDATA[anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[sına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.egedeizmir.com/?p=76591</guid>

					<description><![CDATA[Pandemi gölgesinde gerçekleştirilecek olan ve yaklaşık 1 milyon öğrencinin ter dökeceği Liselere Geçiş Sınavı (LGS) için geri sayım başladı. Uzman Klinik Psikolog Burçin Deniz, sınav öncesinde öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili biçimde kullanılmasını engelleyen yoğun kaygı olarak tanımlanan sınav anksiyetesinin öğrencinin performansında düşüşe neden olabileceğini söyledi. Sınav Anksiyetesine Yenik Düşmeyin Öğrencilerin bir yıldır beklediği an [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pandemi gölgesinde gerçekleştirilecek olan ve yaklaşık 1 milyon öğrencinin ter dökeceği Liselere Geçiş Sınavı (LGS) için geri sayım başladı. Uzman Klinik Psikolog Burçin Deniz, sınav öncesinde öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili biçimde kullanılmasını engelleyen yoğun kaygı olarak tanımlanan sınav anksiyetesinin öğrencinin performansında düşüşe neden olabileceğini söyledi.</p>
<h2>Sınav Anksiyetesine Yenik Düşmeyin</h2>
<p>Öğrencilerin bir yıldır beklediği an sonunda geldi çattı. 6 Haziran tarihinde gerçekleştirilecek olan Liselere Geçiş Sınavı (LGS), uzun süredir korona virüsü ile birlikte yaşamaya alışan öğrencilerin kaygı dozunda artışa neden oldu. Sınav öncesi yaşanan normal ve işlevsel kaygı duygusunun, sınava hazırlanmayı motive ederek, başarıya ulaşmak için istekli olmayı sağladığını dile getiren Medicana International İzmir Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Burçin Deniz, şiddet ve süre olarak orantısız olan işlevsiz kaygının, motivasyon düşüren, bilgi düzeyine güveni azaltıcı, karar verme sürecini, sınava hazırlanmayı ve bilginin etkin olarak kullanılmasını engelleyen bir duygu olduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Sınav anksiyetesinin belirtileri</strong><br />
Sınav anksiyetesinin belirtilerini anlatan Uzman Klinik Psikolog Burçin Deniz, “Sınav anksiyetesi, endişe, tedirginlik, başarısızlık korkusu gibi duygusal, ‘yapamayacağım, sınav kötü geçecek’ gibi düşünsel, ve terleme, titreme, çarpıntı, mide bulantısı, karın ağrıları gibi fiziksel belirtiler verir. Kişide dikkat dağınıklığı, sınavın içeriğine değil kendine odaklanma, anlama güçlüğü, bilgiyi hatırlama-organize etmede güçlük oluşturur ve öğrencinin performansında düşüşe neden olur. Sınavın sürecinden çok sınavın sonucuna odaklanma, sınav sonucunu felaketleştirme, sınava ilişkin bilgi becerisini veya bunu yansıtabileceğine güvensizlik, sınava yüklenen anlam, olumsuz değerlendirilme korkusu sınav anksiyetesine neden olur” dedi.</p>
<p><strong>Sınav öncesi &#8220;sınav stratejisini belirleyin&#8221; uyarısı</strong><br />
Uzman Klinik Psikolog Burçin Deniz, öğrencilerin sınava girmeden önce sınav stratejisi belirlemesinin faydalı olacağını söyleyerek, “Öğrenciler şu soruların cevaplarını bulabilmeli. &#8216;Size verilen sınav süresini ne kadar verimli kullanabiliyorsunuz?&#8217;, &#8216;Hangi alandaki soruları daha kolay ve kısa sürede yapıyorsunuz?&#8217;, &#8216;Hangi alandaki sorulardan başlarsanız ve alanlar arasında nasıl bir sıralama yaparsanız veriminiz artar?&#8217;, &#8216;Sınav kağıdında kaydırma yapma durumunu azaltmak için nasıl yollar izleyebilirsiniz?&#8217; Bu sorulara verilecek cevaplarla belirlenen strateji, sınavda öğrencilere yardımcı olacaktır” diye konuştu.</p>
<p>Gerçekçi olmayan düşüncelere sahip olmanın sınav anksiyetesinin oluşmasında en önemli etkenlerden biri olduğunu ifade eden Deniz, bununla başa çıkabilmek için altta yatan düşünceleri sorgulamak, bu düşünceleri farklı bir gözle yeniden değerlendirmek, yeni bir zihinsel yapılanma oluşturmaya çalışmak ve alternatif düşünceler oluşturmanın önemli olduğunu belirtti.</p>
<p>Deniz, “Sınav sırasında olumsuz düşüncelerinizi her fark ettiğinizde, yerine gerçekçi olumlu düşünceleri koyun. Bunu yaparken, kendinizi başkalarıyla karşılaştırmak yerine o anki performansınızı, daha önce gösterdiğiniz performansınızla ve o anki koşullarınıza göre değerlendirin” şeklinde konuştu.(İHA)</p>
<p>Egede<a href="https://www.egedeizmir.com/"> İzmir Haber</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Koronafobinin Yol Açtığı 7 Önemli Sorun</title>
		<link>https://www.egedeizmir.com/koronofobinin-yol-actigi-sorun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[toraman]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2020 19:58:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>
		<category><![CDATA[anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[koronafobi]]></category>
		<category><![CDATA[obsesif]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.egedeizmir.com/?p=56998</guid>

					<description><![CDATA[Baş döndürücü bir hızla duygu ve düşünce dünyamızın tam ortasına çöreklenen koronavirüs korkusu, kendi kaosu ve bilinmezliği içerisinde kişide kontrol edilemez bir hale giderken, halk arasında ‘koranayak olduk’, ‘paranoyak olduk’ gibi söylemleri de beraberinde getirdi. Koronofobinin Yol Açtığı 7 Önemli Sorun Gerçek dışı bir korku, kaygı ve panik hali ile işlevselliğin bozulduğu durum “koronafobi” olarak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baş döndürücü bir hızla duygu ve düşünce dünyamızın tam ortasına çöreklenen koronavirüs korkusu, kendi kaosu ve bilinmezliği içerisinde kişide kontrol edilemez bir hale giderken, halk arasında ‘koranayak olduk’, ‘paranoyak olduk’ gibi söylemleri de beraberinde getirdi.</p>
<h2>Koronofobinin Yol Açtığı 7 Önemli Sorun</h2>
<p>Gerçek dışı bir korku, kaygı ve panik hali ile işlevselliğin bozulduğu durum “koronafobi” olarak adlandırılırken, kimseye güvenmeme, gerçek bilginin saklandığına inanma, herkes ve her şeye hastalığı kapmaya yönelik şüpheci bir bakış açısıyla yaklaşma, izolasyonun yarattığı duygudurumu, aşırı şüpheci bir bakış açısıyla her haberi değerlendirme gibi paranoyak düşüncelerin gelişmesi ‘koronoyak’ olarak tabir edilmeye başlandı. COVID-19 pandemisinin insanları içinde bilinmezlik barındıran ve bu bilinmezlikten dolayı sevilmeyen gri alana soktuğunu belirten “Hastalığın özellikleri dışında sürekli okuduğumuz haberler, sosyal medya, iletişim kanallarında maruz kaldığımız yanlış ve korkutucu bilgiler de bu kaotik duygudurumunu artırıyor. Tüm bu süreçte virüsü kapmasa bile birçok bireyde psikolojik ve fizyolojik başka sorunların ortaya çıktığını gözlemlemeye başladık. Bu tip durumlarda sağlık kaygısının tetiklediği psikolojik ve fizyolojik birçok belirti olabilmekte” diyor. Uzman Psikolog Sena Sivri, koronafobinin vücudumuzda yol açtığı 7 önemli sorunu anlatırken, koronafobi ile baş etmenin de püf noktalarını açıkladı.</p>
<p><strong>Anksiyete (kaygı) kaynaklı rahatsızlıklar</strong></p>
<p>Hastalığın riskleri ve bilinmezlikleri karşısında yoğun kaygı yaşanabilir. Kişi kendini sürekli endişeli, korku içinde ve negatif düşüncelerde bulabilir. Bu düşünceleri kendisi ve yakınları üzerinde yoğunlaşmaktadır. Kendisini sürekli; hastalığa yakalanacağı, hayatını kaybedeceği, başkalarına bulaştıracağı üzerine düşünceler içinde bulur. Özellikle bu düşünceler sırasında çarpıntı, nefes sıkışması, huzursuzluk, yerinde duramama, ellerde titreme, terleme gibi fiziksel tepkiler ortaya çıkar. Yoğun strese bağlı olarak kaygılı düşüncelerin yoğunlaştığı anlarda tansiyonda yükselme, nabız hızlanması gözlemlenir.</p>
<p><strong>Fobiler ile obsesif (takıntılı) düşünceler ve kompulsif (yineleyici) davranışlar</strong></p>
<p>Kişinin mevcut fobileri varsa ve özellikle sağlıkla bağlantılıysa tetiklenebilir, yeni fobiler ortaya çıkabilir, bunlara yönelik kaçınma davranışları artabilir. Bununla birlikte özellikle temizlik ve sağlığın korunmasına yönelik takıntılı düşünceler ve buna bağlı tekrarlayıcı davranışlar ortaya çıkabilir. Kişi her yerin, kendisinin, eve gelen giden herkesin sürekli pis olduğuna, virüs taşıdığına inanabilir. Ne kadar yıkarsa yıkasın, temizlerse temizlesin yeterince temiz olduğuna inanmaz, tekrar tekrar her yeri silme, yıkama, temizleme davranışları gösterir. Obsesif kompulsif davranışlar artacağı gibi, aşırı temizlik ve hijyen sağlama girişimleri kişinin vücudunda da buna bağlı hasarlara yol açar.</p>
<p><strong>Bir şey olmadığı halde ‘varmış’ gibi hissetme!</strong></p>
<p>Fizyolojik hiçbir temeli olmayan semptomlar ortaya çıkabilir. Özellikle korona semptomları (öksürük, ateş, boğaz ağrısı gibi) ortaya çıkabilir. Kişi ateşi olmadığı halde ateşi varmış gibi hissedebilir, ya da boğazında ağrı ya da öksürecekmiş hissi gelebilir. Bu semptomlar özellikle hastalıkla ilgili konuşmalar yapıldığında, haberler izlenip okunduğunda ortaya çıkar.</p>
<p><strong>Uyku ve yeme problemleri</strong></p>
<p>Yaşanılan kaygıya bağlı olarak uykuya dalmada güçlük, uyku bölünmeleri ortaya çıkabilir, kabuslar artabilir, uyku kalitesi düşer. Özellikle yatmadan önce haberlere, sosyal medyadaki koronayla ilgili bilgilendirmelere bakıldıysa uykudaki bozukluk daha yoğun olabilir. Yine kaygıya bağlı olarak iştahta artma azalma ortaya çıkabilir. Özellikle sosyal izolasyon dönemi ile beraber can sıkıntısı ve rutinin değişimine bağlı olarak duygusal iştahta artış gözlemlenir.</p>
<p><strong>Etiketleme (Stigmatizasyon)</strong></p>
<p><strong>Uzman Psikolog Sena Sivri</strong> “Maalesef bu salgınla beraber en sık karşılaştığımız ve birçoğumuzun düşüncelerine yerleşen bir etiketleme de oldu. Virüsün çıkış noktası olan ülkenin insanları başta olmak üzere hasta olan bireyleri etiketleme ve buna yönelik negatif bir bakış açısı ve söylemler ortaya çıktı. Bununla beraber sosyal izolasyon süreci ile beraber bu etiketlemelere 65 yaş üstü bireyleri de ekledik. Bu tip durumlarda bir suçlu bulmak olayın bilinmezliği ile baş etmede yardımcı oluyor gibi gelmekte ve hemen bu yola başvurmaktayız. Bundan kaçınmanın önemini unutmamak lazım. Tüm etiketlemeler için geçerli olmakla beraber özellikle konu sağlık olduğunda etiketlediğimiz bireyin ertesi günü biz olmayacağının garantisi de yok” diyor.</p>
<p><strong>Aşırı korumacı ve kısıtlayıcı tutum</strong></p>
<p>Temel düşünce virüsü kapmamak ve çevremizi korumak olduğundan davranışsal değişimler kaçınılmazdır. Sağlığa yönelik aşırı ilgi ile beraber buna bağlı yeni alışkanlıklar ortaya çıkabilir. Kişi bu kaygısıyla beraber her duyduğu gördüğü bağışıklığına iyi gelecek şeyi yapmayı, yemeyi, içmeyi deneyebilir. Çocuklara karşı aşırı korumacı ve kısıtlayıcı bir tutum sergilenebilir.</p>
<p><strong>Depresif ruh hali</strong></p>
<p>Özellikle süreç ilerleyip zaman geçtikçe, vaka sayılarının artması, maruz kalınan haberlerin içerikleri, kendi çevremizde hasta olan / olmayan bilgisi ve sosyal izolasyonu nasıl geçirdiğimize bağlı olarak depresif belirtiler ortaya çıkabilmektedir. Yaşamı tehdit etme özelliğine sahip bir durum söz konusuyken bu tip belirtilerin ortaya çıkması olağan ve doğaldır. Önemli olan ne ölçüde yaşadığımız. Her türlü duygusal, psikolojik zorlanmada olduğu gibi burada da işlevselliğimizi etkileyip etkilemediğine göre değerlendirmek gerekmekte.</p>
<p><strong>Koronafobi ile baş etmenin 7 püf noktası</strong></p>
<p><strong>Uzman Psikolog Sena Sivri, </strong>tüm bu süreci en sağlıklı şekilde geçirmenin, koronafobi ile baş etmenin püf noktalarını şöyle sıraladı;</p>
<ul>
<li>Gerçekçi tedbirler kaygıyla baş etmede ilk yoldur; tedbirinizi alın, sosyal izolasyona uyun ve kişisel hijyeninize özen gösterin. İşe gitmek zorundaysanız bu tedbirleri iş durumuna adapte edin.</li>
<li>Gerçek ve doğru bilgiye ulaşın, sosyal medya ve whatsapp gruplarından gelen doğruluğu kanıtlanmamış bilgilere itibar etmeyin. Dünya Sağlık Örgütü, Sağlık Bakanlığı ve hastanelerin internet sitelerindeki bilgilendirmeleri dikkate alın.</li>
<li>Konu ile ilgili sosyal çevrenizle konuşurken çok olumsuz olup birbirinizi korkutmaktan kaçının. Umursamaz ya da aşırı kaygılı olmak yerine gerçekçi bir noktada durmaya çalışın. Çocuğunuz da bu dönemde kaygılı olacaktır. Yaşına uygun kısa ve öz bilgilerle sorularını cevaplayın. Ona yönelik aşırı kısıtlayıcı davranışlarınızın onu çok daha korkutacağını unutmayın.</li>
<li>Sosyal izolasyonla beraber uyku ve yemek düzeninizin bozulmaması için ufak esnetmelerle aynı ofisteki gibi bir düzeni evde de uygulayın. Pijamalarınızla çalışmayın, her gün günlük rutininize hazırlanın ve günü öyle geçirin.</li>
<li>Evde aile ile geçirilen zamanın artması aslında birçok fırsatı da beraberinde getirir. Aile olarak iletişiminizi güçlendirmek, yeni alışkanlıklar geliştirmek ve bağlarınızı güçlendirmek adına bu süreci değerlendirin. Sosyal desteğin önemini unutmayın. Görüntülü konuşma gibi yöntemlerle sevdiklerinizle düzenli iletişiminizi sürdürün.</li>
<li>Bir hobi edinin, varsa yeni bir tane daha edinebilir ya da mevcut hobinizi geliştirebilirsiniz. Nefes egzersizleri, yoga, meditasyon bu süreçte kaygıyla baş etmenize çok yardımcı olacaktır. Yazmanın gücünden faydalanın. Yoğun kaygı yaşadığınızda duygu ve düşüncelerinizi yazmak hem rahatlatacak hem de farklı bir perspektiften bakmanızı kolaylaştıracaktır.</li>
<li>Kaygınızla baş edemediğinizi hissediyor, işlevselliğinizde bozulma gözlemliyorsanız telefon ya da e-mail yolu ile bir uzmanla iletişime geçip destek alma yöntemlerinizi kararlaştırın.
<div class="haberDetayIcerik">
<div class="haberDetayIcerik">
<div class="haberDetayIcerik">
<div class="haberDetayIcerik">
<div class="haberDetayIcerik">
<div class="haberDetayIcerik">
<div class="haberDetayIcerik">
<div class="haberDetayIcerik">
<div class="haberDetayIcerik">
<p>Ege’de <a href="https://www.egedeizmir.com/">İzmir Haber</a> – <a href="https://www.egedeizmir.com/">Ege Haber</a> – <a href="https://www.egedeizmir.com/">İzmir</a></p>
</div>
<div class="detayEtiket"></div>
</div>
<div class="detayEtiket"></div>
</div>
<div class="detayEtiket"></div>
</div>
<div class="detayEtiket"></div>
</div>
<div class="detayEtiket"></div>
</div>
<div class="detayEtiket"></div>
</div>
<div class="detayEtiket"></div>
</div>
<div class="detayEtiket"></div>
</div>
<div class="detayEtiket"></div>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
